PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Geyik mitolojide neyi simgeler?



BOZKURT21
24.Haziran.2016, 16:42
Geyiğin peşinden giden erkek kahraman, ya kendisine erginleyici aşkı verecek bir dişi figürle karşılaşır ya da ruhsal dönüşümünü sağlayacak maceraya başlar...http://www.mistikalem.com/file/news/default/geyik-mitolojide-neyi-simgeler-30731.jpg

Mitolojide Geyik Sembolizmi
Birçok kültürde ve mitolojilerde dişil sembolün karşılığı olan kült hayvan olan, Anadolu’nun Kibele’sinden dönüşen Ay ve Avcılık Tanriçası Artemis’in, Hitit, Hurri kültürünün, Noel Baba’nın simgesi olan Geyik, arketipsel sembolizm açısından da kişisel yolculuğuna çıkan kahramanın içindeki kendi Anima’dır.
Geyik; Jung’un “toplumsal bilinçdışı” kavramıyla ilişkilendirdiği, rüya analizleri için de ipucu olan, halk anlatıları ve mitolojilerin çok katmanlı yapılarında yer alan, tarihsel ve kültürel ortak geçmişle yüklü ve kalıtımsal olarak devralınan çok sayıda arketipik imgeden biridir ve antik çağlardan beri manga mater olarak toplumsal belleğe işlenmiştir.
Özellikle Geyik ile ağacın birlikte anılması da geyiğin ana tanrıçaya yönelik bir sembol olduğunun göstergesidir.
Jacobson bu duruma yönelik olarak ; “Ağaç, Ana-Tanrıçanın ideal bir sembolüdür ve geyiğin üzerinde büyüyerek çıkan kutsal ağaç turu, klanın kökeni ile eşdeğerdir, hayvan-anadan zuhur edip yeryüzüne çıkmak anlamında idi. Ağaç hayvan-ananın vücudu ile birleşmiştir" der.
İlâhî seçilme işareti olarak Asya tradisyonlarında da ağaç dallarını andıran boynuzlarıyla Geyik, Hayat ağacının hayvani sembolüdür.
Tüm diğer kutlu hayvanlar gibi hem yaruk(beyaz) hem kararıg(kara) özellikleri taşır.
Evliya, geyik ve ağaç üçlüsü Anadolu halk kültüründe de birlikte anılır.
Kahraman, Jung’un erkeklerin kollektif bilinçaltındaki dişi yanı olarak ifade ettiği içsel dişi olan bu Animasıyla ya uzlaşmaya gider ya da onu bir biçimde yenerek pratiğe döker.
Oğuz Kağan da ilgili destan da geyiği söğüt dalına bağlayarak aslında animasını kontrol altında tutmayı başardığını ve ruhsal , bedensel büyüme yolunda önemli bir adım attığını gösterir.
Avcılığın önemli bir yer tuttuğu eski Türk geleneğinde Kelt, Slav, Yunan, Hitit, Macar, Yahudi ve Hindu kültüründe olduğu gibi, bir geyik kültü vardır.
Eskimo anlayışında da, Ren geyiği tanrıça olarak anılır.
Hint Vedalarında ise geyik, rüzgar tanrısıdır. Türk Mitolojisinin Anahatlarında Yaşar Çoruhlu, Pazırık ve Kıpçak Kumanlara ait dinyeper kurganlarından
çıkartılmış atların başında geyik masklarına dayanarak , geyiğin Şaman törenlerinde suretine bürünülen hayvan-ata ya da ruhlardan olduğunu belirtir.
Dişi geyiğin ön planda olduğu Eski Türklere karşılık, Kelt geleneğinde taşıyan bir tanrı “boynuzlu tanrı” Cernunnos'a dönüşen erkek geyik kültü söz konusudur,
Teleüt Türklerinde ise “bura”, “bur” veya “pur” şeklinde isimlendirilen ve gyik anlamına gelen, her şamanın bir ruhu vardır. Bu sebeple geyik boynuzları şamanlarda maske olarak kullanılır.
“Cengiz Han’ın ilk atası olan “Gök-Kurt” ile kansı “kızıl veya kızılması geyik” aslen gökte doğmuşlar ve bir denizi geçerek gelmişlerdir. Göktürk hakanının sevgilisi de deniz ilâhesi olan bir dişi geyiktir.
Eliade’ye göre de yeryüzündeki her edimin bir göksel arketipi vardır.
Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adını taşıyan eserinde, erginlenme ayinlerinin ayrılma-erginlenme-dönüş formülü ile açıkladığı terminoloji halk anlatılarının öykü yapısında da aynen söz konusudur.
Amerikan yerlilerince tanrılar yolunun rehberi olan geyik, Türk mitinde de dişi geyik figürü olarak artık ergenlik çağında olan kahramanı büyüler ve kahramanı dönüştürücü bölgeye sürükler. Bu da onun tanrısal bir ruhun tezahürü olduğunu düşündürür.
Dede Korkut hikâyelerinde, Türk, Azeri ve bazı Altay efsaneleri ile masallarında bahsedilen Türk kahraman Bamsı Beyrek, “olağanüstü doğum”, “yeniden doğuş” imgesi “doğaüstü yardımcı”, “haberci:geyik” tarafından erginlenme macerasına sürüklenir.
Geyiğin ardından giden erkek kahraman,bu yolculukta ya kendisine erginleyici aşkı verecek olan bir dişi figürle karşılaşacak ya da yine bir ruhsal dönüşümünü sağlayacak maceraya başlayacaktır.
Kahramanın evden uzaklaşması ve zor sınavlar geçirdiği süreç, kabile inisiyasyonlarındaki çocuğun anneden ve içinde yaşadığı toplumdan ayrı bir yere gönderilmesini ifade eden uzaklaştırma ritüelidir. Büyüyebilmek için anne kucağından kopması gereken bebek gibi insanın da cennetten ayrılması gerekir. Masum bebek, cennetten yani anne kucağından, sıcak yuvasından ayrıldığında kendisini yetim hisseder.
Ölümü göze alarak yapılan bir içsel bir yolculuk olan Kahramanın yolculuğunda ilk evre olan Maceraya Çağrı aşamasında
ilk dönüşüm de gerçekleşmiş olur. Masumdan yetime dönüşen insan bir başlangıç yapamadıkça da hep yetim kalmaya devam edecektir
Nitekim Yaşar Kemal’in Alageyik öyküsünde de annesi Sultan Kadın‘ın, Halil’in geyik avına çıkmaması için yakarışı söz konusudur.
Campbell‘in maceraya çağrı olarak adlandırarak bu durumu eserinde “benliğin uyanması” olarak tanımlar.
Zira bu dönem aynı zamanda dünyanın erginlenmesinde de tabiatın yeniden doğuşuna denk gelen bahar mevsiminin insan bedenindeki karşılığıdır.
Bu da yine bir çok tradisyonda Geyik sembolünün reenkarnasyonu temsil etmek üzere kullanıldığını hatırlatır
Maya , Altay Türkleri, Pueblo Kızılderililerine ait tradisyonlarda geyik reenkarnasyonu temsil ederken Buryat şamanlarının başlığındaki üçlü geyik boynuzları olarak, Budist tradisyonda bodhisattva halini temsil eden altın geyik olarak var olur.
Bu çağrı ile artık eski idealler ve duygusal kalıplar uygunsuzdur. ve bir eşiğin aşılmasının zamanı gelmiştir
Macera çağrısına cevap verip, büyülü eşiği aşan kahramanı yeni bir dünya beklemektedir.
Çağrının işaret ettiği alan, kişisel bilinçaltını da kapsayan, bilinçdışının gizemli dünyasıdır
Kimi zaman Çağrının Reddi de söz konusudur. Kendi dünyasının konformizminden uzaklaşmak istemeyen insan sorumluluk duygusu, korku, yetersizlik hissi gibi nedenlerle bu çağrıya kulak tıkar.
Daphne’nin Tanrı Apollon’un çağrısına uymayıp babasının güvenlikli alanına çekilerek bir ağaç kütüğüne dönüşmesi veya Lut Peygamber’in karısı, Yehova’nın çağrısına önce kulak verip sonra dönüp arkasına baktığı için tuz direğine dönüşmesi örneklerinde olduğu gibi ilahi çağrıya cevap vermeyip
kısır döngüye giren ve kendi ruhsal süreçlerinde boğulanlar da vardır.
Çağrılar başımıza gelen hastalık , sevilen kişinin kaybı, ilişki sorunları, kararsızlık gibi türlü zorluklarla kendini gösterir. Kişi bu olayların kendisine ne ifade ettiğini anlamlandırmak isterse çağrıya kulak verip eşikten atlamış olur.
Masal ve mitlerde de kahramanın cesaretini gücünü ve zekâsının sınayan, kahramanı içinde bulunduğu toplumdan uzaklaştırırarak yalnızlaştıran
onu erginleyen, geleceğe hazırlayan sınavlar vardır.
Ejderhalar devler ve korkunç yaratıklardan oluşan bu dünya ile ilgili olarak Campbell şöyle açıklar:
“Eşik aşıldıktan sonra, kahraman bir dizi sınavdan geçmek üzere tuhaf biçimde akışkan, belirsiz biçimlerin düş dünyasına doğru ilerler ”
Mitlerin her zaman birbirinin aynısı olduğunu belirten Campbell bu sınavları mistik bir yorumla da açıklamaya çalışır.
Bu zorlu sınavlar yolu, kendisi de bir sembol olan kahramanın duyuların arındırılıp önemsizleştirildiği, enerji ve ilgilerin aşkın şeylere yoğunlaştırıldığı,
benliğin arındığı, kişisel geçmişin çocukluk imgelerinin dağılması aşılması ve dönüşmesidir.